steril aletler..

Öncelikle herkese yeniden merhaba :) Son 1 sınavımın kalmış olmasının verdiği rahatlıkla artık şu manikür aletlerimizi nasıl steril edeceğimizin yollarını anlatabilirim diye düşünüyorum :) Öncelikle internette sağlıklı manikür nasıl yapılır vs vs. gibi araştırmalar yaptığınızda ya da manikür salonlarının tanıtımlarını incelediğinizde yapılan önerilerden bazıları da şudur; “manikür yaptıracağınız yerin sterilizasyon yönteminin ultraviyole radyasyon kabini yöntemi yerine son teknoloji olan otoklav sistemiyle yapılıyor olmasından emin olun.” Allah allah nedir bu otoklav diye düşünebilirsiniz. kafanızda son model cihazlar canlanabilir ama aslında otoklav şu resimde gördüğünüz şeydir.

  bizim bölümden bir örnek :)

Ve otoklav sistemi çok da yeni bir sistem değildir ve uzun yıllardır laboratuvarlarda -özellikle mikrobiyoloji laboratuvarlarında- diş hekimliğinde ve tabi ki de hastanelerde aletlerden kaynaklanan mikrobiyal bulaşmaları ve kontaminasyonları engellemek için kullanılan en güzel yöntemdir. Peki bu otoklav nedir nasıl bir şeydir. Fiyatı uygun mudur? Herkes alıp kullanamaz mı gibi düşünceler olabilir aklınızda. Ne yazık ki herkesin alıp evinde bir tane bulunduracağı türden bir şey değildir. Küçük ve çok da fazla özelliği türlerinin fiyatları 8-10 Bin TL civarındadır. Bizim laboratuvardaki 20 bin civarı düşünün artık ne kadar pahalı. Otoklav basıçlı buhar yöntemiyle çalışarak kullanılacak olan araç gereçlerden mikropları arındırmak olan bir cihazdır. Peki bu otoklavın atası nedir?   Otoklavın atası bildiğimiz düdüklü tenceredir :) Evet yanlış duymadınız düdüklü tencere :)

Otoklav düdüklü tencere mantığıyla çalışır. Basıncın ve içerideki nemin artması hissedilen sıcaklığı arttırır. Genelde aletler, besiyerleri özel bir uyarı yoksa 121 derecede 15 dakika otoklavlanarak steril edilir. Acilen ihtiyaç duyulan steril bir ürün gerektiğinde, otoklavı başlattıktan sonra makinenin açılması için geçen süre fazla olduğundan bizde düdüklü tencereyle sterizasyon yöntemini kullanabiliyoruz zaman zaman :). Fakat her gün defalarca otoklav çalıştırılan bir yerde çok gerek kalmıyor buna. Neyse  bu kadar bilgiden sonra gelelim bizim kullanacağımız steril etme yöntemine.

Gerekli araç gereçler: tabii ki de düdüklü tencere, alüminyum folyo, kağıt havlu, düdüklü tencerenin içerisine koyacağımız ve ısıya dayanıklı olacak bir bardak vs(ben bunun için eskiden kullanılan krom bardakları düşündüm), kolonya, ve çok kireçli olmayan bir içme suyu.

1. Basamak: Manikürde kullandığımız metal ürünleri; törpü, tırnak makası, makas ve et pensi gibi plastik materyal içermeyen bu ürünleri düdüklü tencere öncesi kolonyayla muamele ediyoruz ve sonra kuruluyoruz. Kolonyanın içerisinde alkol bulunduğundan aletlerdeki mikrobiyal yükü azaltacaktır ve düdüklü tenceredeki sterilizasyon daha güvenilir olacaktır.

2. Basamak: Törpü, makas, et pensi gibi ürünleri düdüklü tencere içerisinde ıslanmaması için önce tek kat kağıt havlu ya da peçeteyle sarıp sonra da üzerini alüminyum folyo ile sarıyoruz. Amacımız aletlerin düdüklü tencere içerisinde kuru kalmasını sağlamak. Çok fazla sarıp sarmalarsanız tam sterilizasyon olmayabilir. O yüzden çok sarıp sarmalayın 1-2 kat yeterli olacaktır.

3. Basamak: Artık hazırladığımız malzemeleri çok sıkış tıkış olmayacak şekilde bardağa ya da kavanoza yerleştirdikten sonra düdüklü tencerenin içerisine bardağı devirmeyecek kadar içme suyu koyup bardağı içine yerleştirmek. Düdüklüyü kapatabilirsiniz artık. Su kaynadıktan sonra 45 dakika daha bekletmeniz yeterli olacaktır. Ve önemli bir hatırlatma düdüklüye koyacağınız malzemelerin yüksek ısı ve basınca dayanıklı olmasına dikkat ediniz. Hepsi bu kadar kullancağınız malzemeyi kullanma anında açarsanız ve ellerinizi de manikür öncesi kolonyalayıp maniküre başlarsanız herhangi bir enfeksiyon kapma ihtimaliniz azalır :). Steril törpülerinizi makaslarınızı güvenle kullanbilirsiniz. Malzemelerin alüminyum folyosu açılmadığı sürece sterilliğini korurlar. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere. İsteyenler için bu yazının adım adım görsellisini de hazırlayabiliriz tabi ;)
Hoşçakalın :)

ilk denemem :)

Öncelikle hepinize merhaba :) ilk ojelerimle karşınızdayım. Final haftam olduğundan pek ilgilenemiyorum tırnaklarımla. Fotoğraflar da acele çekildiğinden kütiküller biraz çirkin. Photoshopla  düzeltmeler yaptım kütiküllerde biraz :)
yarın 2 önemli sınavım var araya vakit girmeden koymak istedim resimleri umarım beğenirsiniz. Pastel 68 numaralı ojenin üzerine Pastel’in yeni yıl için çıkarmış olduğu new year glitter 311 uyguladım. New year glitter çok şirin bir oje zoom yapıp bakınca içindeki pulların altıgen olduğunu fark ediyorsunuz. İki ojenin de kuruma süresi gayet iyi kıvamları muhteşem :) 311′ ün simleri daha yoğun olsun diye 2 kat uyguladım. 
Fotoğraflar Canım’ın eseri umarım beğenirsiniz :)
bahsettiğim altıgen pullar

                                                                        pastel 68

  pastel 311
Not: En kısa sürede manikür aletlerinizi steril etmenin yollarını anlatacağım bir yazım olacak malum bir biyolog adayı olarak paylaşmam gerektiğini düşünüyorum.

ilk :)

Nereden başlasam bilmiyorum. Bir yerden başlamak gerekiyordu ve ben de aldım elime bilgisayarı başladım yazmaya :) O zaman hoş geldiniz serinus’un oje hikayesine deyip başlayalım :) Oje ile olan hikayem biraz acıklı benim. Henüz 3 yaşındayken tırnak yemeye başladığımdan uzun süre güzel ojeler süremedim bu süreçte güzel tırnaklı insanlara imrenerek geçti hayatım :) Henüz küçücük bir kızken 3-4 yaşlarımdayken oje ile halam sayesinde tanıştım. Miniminnacık biz kızken halam tırnaklarıma ojeler sürerdi. süslerdi püslerdi beni, eğlenirdik böyle. :) akşam babamın gelme vakti gelince de ben biraz korkar ellerimi popomun altına alıp otururdum görmesin de bişi demesin diye. :) Küçük olduğum için izin verilmezdi tırnaklarıma oje sürmeme. Tırnaklarımı yediğim için miniminnacık şekilsiz tırnaklarım vardı. Ojelerin rengine hayran kalmama rağmen sürdüğümde şekilsiz olan tırnaklarımda kötü kötü görünür daha da üzerdi beni. Tırnak yemeyeceğim artık, tırnaklarım uzasın bende halam gibi güzel güzel oje süreceğim deyip kendimi avuturdum. 3-5 saat bile sürmezdi bu etki. :) Hıı bu arada uzun uzun tırnakları vardı halamın düzgün şekilli. Serinus2 nin tabiriyle tam oje tırnağı yani :) uzun yılar böyle geçti benim için nerede oje görsem tırnaklarıma sürsem üzülürdüm ve kızardım kendime. En çok da Nesrin ablanın ojelerine hayrandım. Kendisi babamın kuzeninin kızı olur. Benden yaşça hayli büyüktü. Evleri hemen karşımızdaydı, çook severdi beni annesi ayla teyze. Sık sık gider gelirdim onlara. Gidip geldikçe de Nesrin ablanın odasında renk renk ojeleri gördükçe aklım çıkardı. :) Ojeyi sevdiğimi bildiğinden olsa gerek,   kırmızı, beyaz renk renk ojeler sürerdi tırnaklarıma. O zamanlar parlatıcı  ojeye pek anlam veremezdim renksiz diye oje dediğin renk renk olmalı derdim :) (bu arada aklıma gelmişken sık sık bloglarda karşılaştığım gülşah marka süngerli asetonu 1998 ya da 1999 yıllarında ilk onda görmüştüm ben. Güzel bir kıvamı vardı süngerinin, çok severdim oje sürdükten sonra onunla silmeyi.) Neyse efendim uzun yıllar böyle geçti gitti.. 1999 yılında annemle acı oje diye bir kavram olduğunu öğrendik ve gittik eczaneden Pastel marka acı oje aldık. o zamanlar ojeler böyle heryerde satılmazdı, hele ki acı oje ilaçtı bizim için :)  ve ben tırnaklarımı artık yemek istemiyordum. Ben de oje sürmek istiyordum. Hem söz de almıştım annemden, turnak yemeyi bırakıp tırnaklarımı uzatınca oje de alacaktı bana renk renk. ;) Nitekim haziran aylarında başlamış olduğumuz bu süreç 17 ağustosa kadar devam etti tırnak yemiyordum artık tırnaklarım uzamaya başlamıştı. Taa ki 17 ağustosta meydana gelen depreme kadar… Depremden sonra ben yine korkudan tırnaklarımı yemeye başladım. :( uzun bir süre de böyle devam etti bu. 2007 yılı  yazında bırakmıştım  bu alışkanlığı :) yine uzadı tırnaklar, kırmızı ojeler sürülmeye başlandı. Pembeler, beyazlar derken renk renkti bizim tırnaklar ama ne yazık ki bu da çok uzun sürmedi :@. araya bi öss’ye hazırlanma süreci girdi ve yine gitti tırnaklar :s stres altında ya da kendimi yalnız bulduğum her anda tırnaklarımı ağzımda buluyordum iğrenc bir davranıştı ama farkında olmadan gerçekleşiyordu. Film izlerken bir bakıyordum hop tırnaklar yine gelmiş ağzıma. Neyse ki üniversiteyi kazanınca bu davranışı kendiliğinden bıraktım.Ama bu süreç hiç kolay olmadı. Bırakma süreci esnasında sık sık tırnaklarımı ağzıma götürüyordum. Tırnaklarımı yemiyordum ama bu sefer de yeni bir alışkanlık edinmiştim küçük çocuk gibi elim hep ağzımdaydı. Belirtmeliyim ki bu süreçte en büyük destekçim “Canım”, kız kardeşlerim “serinus2” ve “serinus3” oldu. “Canım” kızları da örgütlemişti. “Elini ağzında gördüğünüz an bir tane patlatın  eline.” diyordu bilhassa serinus3 pek keyif alıyordu bu görevi yerine getirmekten :) çok uzadı bu hikaye ama bitiriyorum artık :) 3-4 yıldır yemiyorum artık tırnaklarımı. Ömür boyu çıkardım pis bir alışkanlığı hayatımdan. :) Gel gelelim böyle büyük derecede oje merakım nasıl ortaya çıktı. Bu oje merakımda yol arkadaşım “Canım” sayesinde ortaya çıktı. :) Bir akşam mesaj attı “Ne yapıyorsun.” diye :) Ben de o an oje sürdüğümden “Oje sürüyorum.” diye cevapladım. Bunun üzerine bir yarım saat kadar sonra bana bir kaç link yolladığını ve izlememi söyledi. :) Benim “Canım” water marble dediğimiz ebru uygulamasını, gazete kağıdı uygulamasını ve yapılan bir kaç desenin youtube dan videolarını atmış bana. Bunları izleyip ojeyi böyle kullanmam için :). Bayıldım. Tabi ben de hiç durur muyum 3-4 saat uğraştım. E malum Flormar’la gerçekleştiremedim bu water marble uygulamasını. Ojeyi daha suya döker dökmez donuyordu. Video izledikçe videolarda kullanılan markaları gördüm ve öğrendim ki kaliteli ojeler varmış bunlar çok pahalılarmış ve water marble bunlarla daha rahat yapılıyormuş. :) böyle inceleye inceleye, araştıra araştıra ben de başladım artık desenler yapmaya, resimler çizmeye :) Eee tabiki desen yapmam için gereken malzemeler ve bu işe başlamam için alınan renk renk ojeler de “Canım” ın yılbaşı hediyesi oldu. :) Bana taa Çinlerden noktacık kalemleri, fırça setleri, fimolar ve benimle oje alışverişlerine çıkıp renk renk ojeler aldı :) İşte benim hikayem de bu biraz uzun oldu ama affınıza sığınıyorum artık ;). Buradan daha sık görüşmek üzere kendinize iyi bakın :)

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.